/page/2
defterfabrikasi:

Kadın, sigarasından bir nefes daha çekti, geçmişi özlüyordu. Dumanın, havada nasıl yayıldığını hayal etti. Göremiyordu. Siyah gözlüklerinin arkasında göremeyen gözler saklanıyordu. Sigarasının kokusunu duyunca gülümsedi. Yaşadığını hissetmesine yardım ediyordu bu koku. Kahvesi gelmişti önüne. Şeker koyacaktı. Garsona “Şekerin hangi yönde olduğunu söyler misiniz?” dedi. Garson “Ah, pekala.” dedi ve “Saat yönünde 8.” dedi. Garson “Beyaz şeker mi istersiniz, esmer mi?” dedi ve şekerlere uzandı. Kadın “Gerek yok ” diye mırıldandı. Şeker paketlerine dokundu ve iki tanesini eline aldı.
“Sol elimdeki beyaz şeker. Sağ elimdeki de esmer şeker.” dedi. Kadın yanılmamıştı. Garson şaşkınlıkla sordu “Nasıl buldunuz?” Kadın gülümsedi. Omzuna düşen kumral saçlarını geriye attı ve “Poşetin dışından, esmer şekerin tanelerine dokunun. Daha sonra da beyaz olan şekerin.” dedi. Garson, “Pekala” dedi ve kendisinden isteneni yaptı. Esmer şekerin taneleri, beyaz şekerin tanelerinden daha küçüktü. Kadın gülümsedi. Uzaklaşan adımların sesini duydu. Arkasına yaslandı. Kahvesine şekerini döktü ve el yordamıyla bulduğu kaşığıyla karıştırdı kahvesini. 
Birisi gelmişti. Bir sandalye çekildi yanına. Parfümün kokusunu az önce duymuştu. Garsona aitti bu koku. Garson, kadının tam karşısına oturdu. “Şu an tam karşındayım.” dedi. Kadın gülümsedi. “Merhaba garson. Karşında oturduğunu biliyorum. Bir elin de masada. Ayağını sandalyeye yasladın şimdi de.” Garson, şaşkınlıkta baktı uzun bir süre. Konuşmadı. Kadının gerçekten kör olmadığını düşündü bir an. Sanki her şeyi görebiliyordu. Sanki, normal insanlardan bile daha güzel görüyordu. 
Kadın kahvesinden bir yudum aldı. “Neden karşımdasın?” dedi. 
“Tanımak için.” dedi adam.
“Neden?” dedi sessizce.
“Sadece istiyorum, tanımayı.” dedi adam. Kadın arkasına yaslandı. Saçlarını düzeltti. 
“Benim gibi birini tanımana gerek yok.” dedi. 
“İstemiyorsan” dedi ve kalktı gitti adam yanından.
Kadın üzülmemişti. Ne düşüneceğini bilemiyordu. Herkes aynıydı sanki. O da gitmişti işte. Engelleri yüzünden, kendisinin yaratmadığı engeller yüzünden, kalkıp gitmişti. Araba kazasında kaybettiği gözleri yüzünden. 
Kadın kalktı ve gitti kahveden. Bir daha buraya gelmeyecekti. 
-
Sokakta yürüyordu, aynı kadın. Etrafından giden insanlar geri çekiliyorlardı, o geçsin diye. Kendini kötü hissediyordu. Diğer insanlara yaptıkları gibi, ona da çarpmalarını istiyordu kadın. 
Bir koku duydu. 2 ay önceki garsonun kokusuydu bu. Kadın olduğu yerde durdu ve “Merhaba.” dedi. Adam birden şaşırdı ve ona baktı “Merhaba.” dedi. O garsondu. İşten kovulmuştu. Şimdi de aynı sokakta karşılaşmışlardı. 
“Şaşırdım.” dedi kadın.
“Ben de öyle.”
“Tanışmayı gerçekten istiyor musun?” dedi sessizce.
“Elbette.”
Kendilerini bir kafede buldular. Yol boyunca birbirlerine kendilerini anlatmışlardı. Sonunda da oturup bir kahve içmeye karar verdiler. Kadın bir piyano sesi duydu burada. Gülümsedi. 
-
Kadın evinde piyano çalıyordu. Aynı kadın. Sessizce giren adamı fark etmemişti, piyanosuna dalmıştı. Çaldığı parça bitince, bir alkış sesi duydu. Önce korktu biraz. Adam “Harikaydın.” dedi. Kadın, “Beraber çalalım.” dedi. Adam kadının yanına oturdu. Çalmaya başladılar. Gülümsedi kadın “Bir garsona göre gayet güzel çalıyorsun.” dedi ardından. Adam gülümsedi “Seni sevdiğim kadar güzel çalıyorsun.” 
-
Gitmişti işte. Kendisini seven tek insan gitmişti hayatından kadının. Yaptıkları şeyleri hatırladı kadın. Dudaklarının nasıl kıvrıldığını bilmiyordu gülümsediğinde. Gözlerinin nasıl ışıldadığını da bilmiyordu. Ama onu seviyordu. Hissediyordu kadın bunu. Adam, geride bıraktığı gözyaşlarıyla, gitmişti dünyadan. Bilinmeyen bir yere. Bilinmeyen… Ölmeden bilinmeyecek olan. Kadın piyanoya uzandı. Kendi bestesini yapmaya başladı. Adamın dokunduğu notalara dokunarak…

defterfabrikasi:

Kadın, sigarasından bir nefes daha çekti, geçmişi özlüyordu. Dumanın, havada nasıl yayıldığını hayal etti. Göremiyordu. Siyah gözlüklerinin arkasında göremeyen gözler saklanıyordu. Sigarasının kokusunu duyunca gülümsedi. Yaşadığını hissetmesine yardım ediyordu bu koku. Kahvesi gelmişti önüne. Şeker koyacaktı. Garsona “Şekerin hangi yönde olduğunu söyler misiniz?” dedi. Garson “Ah, pekala.” dedi ve “Saat yönünde 8.” dedi. Garson “Beyaz şeker mi istersiniz, esmer mi?” dedi ve şekerlere uzandı. Kadın “Gerek yok ” diye mırıldandı. Şeker paketlerine dokundu ve iki tanesini eline aldı.

“Sol elimdeki beyaz şeker. Sağ elimdeki de esmer şeker.” dedi. Kadın yanılmamıştı. Garson şaşkınlıkla sordu “Nasıl buldunuz?” Kadın gülümsedi. Omzuna düşen kumral saçlarını geriye attı ve “Poşetin dışından, esmer şekerin tanelerine dokunun. Daha sonra da beyaz olan şekerin.” dedi. Garson, “Pekala” dedi ve kendisinden isteneni yaptı. Esmer şekerin taneleri, beyaz şekerin tanelerinden daha küçüktü. Kadın gülümsedi. Uzaklaşan adımların sesini duydu. Arkasına yaslandı. Kahvesine şekerini döktü ve el yordamıyla bulduğu kaşığıyla karıştırdı kahvesini. 

Birisi gelmişti. Bir sandalye çekildi yanına. Parfümün kokusunu az önce duymuştu. Garsona aitti bu koku. Garson, kadının tam karşısına oturdu. “Şu an tam karşındayım.” dedi. Kadın gülümsedi. “Merhaba garson. Karşında oturduğunu biliyorum. Bir elin de masada. Ayağını sandalyeye yasladın şimdi de.” Garson, şaşkınlıkta baktı uzun bir süre. Konuşmadı. Kadının gerçekten kör olmadığını düşündü bir an. Sanki her şeyi görebiliyordu. Sanki, normal insanlardan bile daha güzel görüyordu. 

Kadın kahvesinden bir yudum aldı. “Neden karşımdasın?” dedi. 

“Tanımak için.” dedi adam.

“Neden?” dedi sessizce.

“Sadece istiyorum, tanımayı.” dedi adam. Kadın arkasına yaslandı. Saçlarını düzeltti. 

“Benim gibi birini tanımana gerek yok.” dedi. 

“İstemiyorsan” dedi ve kalktı gitti adam yanından.

Kadın üzülmemişti. Ne düşüneceğini bilemiyordu. Herkes aynıydı sanki. O da gitmişti işte. Engelleri yüzünden, kendisinin yaratmadığı engeller yüzünden, kalkıp gitmişti. Araba kazasında kaybettiği gözleri yüzünden. 

Kadın kalktı ve gitti kahveden. Bir daha buraya gelmeyecekti. 

-

Sokakta yürüyordu, aynı kadın. Etrafından giden insanlar geri çekiliyorlardı, o geçsin diye. Kendini kötü hissediyordu. Diğer insanlara yaptıkları gibi, ona da çarpmalarını istiyordu kadın. 

Bir koku duydu. 2 ay önceki garsonun kokusuydu bu. Kadın olduğu yerde durdu ve “Merhaba.” dedi. Adam birden şaşırdı ve ona baktı “Merhaba.” dedi. O garsondu. İşten kovulmuştu. Şimdi de aynı sokakta karşılaşmışlardı. 

“Şaşırdım.” dedi kadın.

“Ben de öyle.”

“Tanışmayı gerçekten istiyor musun?” dedi sessizce.

“Elbette.”

Kendilerini bir kafede buldular. Yol boyunca birbirlerine kendilerini anlatmışlardı. Sonunda da oturup bir kahve içmeye karar verdiler. Kadın bir piyano sesi duydu burada. Gülümsedi. 

-

Kadın evinde piyano çalıyordu. Aynı kadın. Sessizce giren adamı fark etmemişti, piyanosuna dalmıştı. Çaldığı parça bitince, bir alkış sesi duydu. Önce korktu biraz. Adam “Harikaydın.” dedi. Kadın, “Beraber çalalım.” dedi. Adam kadının yanına oturdu. Çalmaya başladılar. Gülümsedi kadın “Bir garsona göre gayet güzel çalıyorsun.” dedi ardından. Adam gülümsedi “Seni sevdiğim kadar güzel çalıyorsun.” 

-

Gitmişti işte. Kendisini seven tek insan gitmişti hayatından kadının. Yaptıkları şeyleri hatırladı kadın. Dudaklarının nasıl kıvrıldığını bilmiyordu gülümsediğinde. Gözlerinin nasıl ışıldadığını da bilmiyordu. Ama onu seviyordu. Hissediyordu kadın bunu. Adam, geride bıraktığı gözyaşlarıyla, gitmişti dünyadan. Bilinmeyen bir yere. Bilinmeyen… Ölmeden bilinmeyecek olan. Kadın piyanoya uzandı. Kendi bestesini yapmaya başladı. Adamın dokunduğu notalara dokunarak…

(Source: pijamalizurafa)

demirparmakliklar:

Gözleri, gözlerine değer ve rüyaya girersin işte. Kafanda bir çok şey dolanır, gözünü üzerinden çekince de hepsini unutursun sen. 
Söylenecek daha fazla söz yoktur, seversin işte. Her bir yerini ayrı seversin. Sürekli onu incelemeye kalkarsın, ama en kötüsü, hiçbir şey yapamazsın sen ona. Sadece, bakarsın uzaktan.
Gidip, ellerini tutmak ister için, sarılmak, öpmek, koklamak ister. Ama yapamazsın.
Arkadaşlarının yanında en cesur olarak bilinen sen, onun önünde bir hiç olursun adeta. Sadece seversin en basitinden, uzaktan, seversin. 
Aşk, masallarda anlatıldığı gibi her zaman karşılıklı değildir, bir an için prensese dönüşemezsin, seni gören prens de sana aşık olmaz. Mutlaka birine aşıksındır, o da sana aşık değildir. Sonunda da, sana aşık olan herhangi birinde bulursun umudu, ama ne fayda. O, seni sevse bile öbürünün yerini tutamaz ki.
Gözlerin, neler anlattığını bilmek gerek derler, gözlerin, ona çok şey anlatır, ama bu onun farkında bile değildir. Gözlerini dinlemiyordur o senin, seni dinlemiyordur. 
Onun da aşık olduğu birisi vardır işte, en çok da bu can yakar. 
Onu anlatmak istersin, anlatamazsın işte.
Mesela, o benim için radyoda dinlemekten bıkmadığım şarkı, dersin. O benim için, kitabımın son sayfası dersin. O benim için, her an solabilecek bir çiçek, dersin. O benim için, aldığım son nefes, dersin. 
Ama anlatamazsın onu, kelimelere sığmaz, dersin.
O, dersin, işte bomba geliyordur, aşık olduğum insan, dersin…

demirparmakliklar:

Gözleri, gözlerine değer ve rüyaya girersin işte. Kafanda bir çok şey dolanır, gözünü üzerinden çekince de hepsini unutursun sen. 

Söylenecek daha fazla söz yoktur, seversin işte. Her bir yerini ayrı seversin. Sürekli onu incelemeye kalkarsın, ama en kötüsü, hiçbir şey yapamazsın sen ona. Sadece, bakarsın uzaktan.

Gidip, ellerini tutmak ister için, sarılmak, öpmek, koklamak ister. Ama yapamazsın.

Arkadaşlarının yanında en cesur olarak bilinen sen, onun önünde bir hiç olursun adeta. Sadece seversin en basitinden, uzaktan, seversin. 

Aşk, masallarda anlatıldığı gibi her zaman karşılıklı değildir, bir an için prensese dönüşemezsin, seni gören prens de sana aşık olmaz. Mutlaka birine aşıksındır, o da sana aşık değildir. Sonunda da, sana aşık olan herhangi birinde bulursun umudu, ama ne fayda. O, seni sevse bile öbürünün yerini tutamaz ki.

Gözlerin, neler anlattığını bilmek gerek derler, gözlerin, ona çok şey anlatır, ama bu onun farkında bile değildir. Gözlerini dinlemiyordur o senin, seni dinlemiyordur. 

Onun da aşık olduğu birisi vardır işte, en çok da bu can yakar. 

Onu anlatmak istersin, anlatamazsın işte.

Mesela, o benim için radyoda dinlemekten bıkmadığım şarkı, dersin. O benim için, kitabımın son sayfası dersin. O benim için, her an solabilecek bir çiçek, dersin. O benim için, aldığım son nefes, dersin. 

Ama anlatamazsın onu, kelimelere sığmaz, dersin.

O, dersin, işte bomba geliyordur, aşık olduğum insan, dersin…

(Source: loeksgood, via kurabiyelisut)

defterfabrikasi:

Kadın, sigarasından bir nefes daha çekti, geçmişi özlüyordu. Dumanın, havada nasıl yayıldığını hayal etti. Göremiyordu. Siyah gözlüklerinin arkasında göremeyen gözler saklanıyordu. Sigarasının kokusunu duyunca gülümsedi. Yaşadığını hissetmesine yardım ediyordu bu koku. Kahvesi gelmişti önüne. Şeker koyacaktı. Garsona “Şekerin hangi yönde olduğunu söyler misiniz?” dedi. Garson “Ah, pekala.” dedi ve “Saat yönünde 8.” dedi. Garson “Beyaz şeker mi istersiniz, esmer mi?” dedi ve şekerlere uzandı. Kadın “Gerek yok ” diye mırıldandı. Şeker paketlerine dokundu ve iki tanesini eline aldı.
“Sol elimdeki beyaz şeker. Sağ elimdeki de esmer şeker.” dedi. Kadın yanılmamıştı. Garson şaşkınlıkla sordu “Nasıl buldunuz?” Kadın gülümsedi. Omzuna düşen kumral saçlarını geriye attı ve “Poşetin dışından, esmer şekerin tanelerine dokunun. Daha sonra da beyaz olan şekerin.” dedi. Garson, “Pekala” dedi ve kendisinden isteneni yaptı. Esmer şekerin taneleri, beyaz şekerin tanelerinden daha küçüktü. Kadın gülümsedi. Uzaklaşan adımların sesini duydu. Arkasına yaslandı. Kahvesine şekerini döktü ve el yordamıyla bulduğu kaşığıyla karıştırdı kahvesini. 
Birisi gelmişti. Bir sandalye çekildi yanına. Parfümün kokusunu az önce duymuştu. Garsona aitti bu koku. Garson, kadının tam karşısına oturdu. “Şu an tam karşındayım.” dedi. Kadın gülümsedi. “Merhaba garson. Karşında oturduğunu biliyorum. Bir elin de masada. Ayağını sandalyeye yasladın şimdi de.” Garson, şaşkınlıkta baktı uzun bir süre. Konuşmadı. Kadının gerçekten kör olmadığını düşündü bir an. Sanki her şeyi görebiliyordu. Sanki, normal insanlardan bile daha güzel görüyordu. 
Kadın kahvesinden bir yudum aldı. “Neden karşımdasın?” dedi. 
“Tanımak için.” dedi adam.
“Neden?” dedi sessizce.
“Sadece istiyorum, tanımayı.” dedi adam. Kadın arkasına yaslandı. Saçlarını düzeltti. 
“Benim gibi birini tanımana gerek yok.” dedi. 
“İstemiyorsan” dedi ve kalktı gitti adam yanından.
Kadın üzülmemişti. Ne düşüneceğini bilemiyordu. Herkes aynıydı sanki. O da gitmişti işte. Engelleri yüzünden, kendisinin yaratmadığı engeller yüzünden, kalkıp gitmişti. Araba kazasında kaybettiği gözleri yüzünden. 
Kadın kalktı ve gitti kahveden. Bir daha buraya gelmeyecekti. 
-
Sokakta yürüyordu, aynı kadın. Etrafından giden insanlar geri çekiliyorlardı, o geçsin diye. Kendini kötü hissediyordu. Diğer insanlara yaptıkları gibi, ona da çarpmalarını istiyordu kadın. 
Bir koku duydu. 2 ay önceki garsonun kokusuydu bu. Kadın olduğu yerde durdu ve “Merhaba.” dedi. Adam birden şaşırdı ve ona baktı “Merhaba.” dedi. O garsondu. İşten kovulmuştu. Şimdi de aynı sokakta karşılaşmışlardı. 
“Şaşırdım.” dedi kadın.
“Ben de öyle.”
“Tanışmayı gerçekten istiyor musun?” dedi sessizce.
“Elbette.”
Kendilerini bir kafede buldular. Yol boyunca birbirlerine kendilerini anlatmışlardı. Sonunda da oturup bir kahve içmeye karar verdiler. Kadın bir piyano sesi duydu burada. Gülümsedi. 
-
Kadın evinde piyano çalıyordu. Aynı kadın. Sessizce giren adamı fark etmemişti, piyanosuna dalmıştı. Çaldığı parça bitince, bir alkış sesi duydu. Önce korktu biraz. Adam “Harikaydın.” dedi. Kadın, “Beraber çalalım.” dedi. Adam kadının yanına oturdu. Çalmaya başladılar. Gülümsedi kadın “Bir garsona göre gayet güzel çalıyorsun.” dedi ardından. Adam gülümsedi “Seni sevdiğim kadar güzel çalıyorsun.” 
-
Gitmişti işte. Kendisini seven tek insan gitmişti hayatından kadının. Yaptıkları şeyleri hatırladı kadın. Dudaklarının nasıl kıvrıldığını bilmiyordu gülümsediğinde. Gözlerinin nasıl ışıldadığını da bilmiyordu. Ama onu seviyordu. Hissediyordu kadın bunu. Adam, geride bıraktığı gözyaşlarıyla, gitmişti dünyadan. Bilinmeyen bir yere. Bilinmeyen… Ölmeden bilinmeyecek olan. Kadın piyanoya uzandı. Kendi bestesini yapmaya başladı. Adamın dokunduğu notalara dokunarak…

defterfabrikasi:

Kadın, sigarasından bir nefes daha çekti, geçmişi özlüyordu. Dumanın, havada nasıl yayıldığını hayal etti. Göremiyordu. Siyah gözlüklerinin arkasında göremeyen gözler saklanıyordu. Sigarasının kokusunu duyunca gülümsedi. Yaşadığını hissetmesine yardım ediyordu bu koku. Kahvesi gelmişti önüne. Şeker koyacaktı. Garsona “Şekerin hangi yönde olduğunu söyler misiniz?” dedi. Garson “Ah, pekala.” dedi ve “Saat yönünde 8.” dedi. Garson “Beyaz şeker mi istersiniz, esmer mi?” dedi ve şekerlere uzandı. Kadın “Gerek yok ” diye mırıldandı. Şeker paketlerine dokundu ve iki tanesini eline aldı.

“Sol elimdeki beyaz şeker. Sağ elimdeki de esmer şeker.” dedi. Kadın yanılmamıştı. Garson şaşkınlıkla sordu “Nasıl buldunuz?” Kadın gülümsedi. Omzuna düşen kumral saçlarını geriye attı ve “Poşetin dışından, esmer şekerin tanelerine dokunun. Daha sonra da beyaz olan şekerin.” dedi. Garson, “Pekala” dedi ve kendisinden isteneni yaptı. Esmer şekerin taneleri, beyaz şekerin tanelerinden daha küçüktü. Kadın gülümsedi. Uzaklaşan adımların sesini duydu. Arkasına yaslandı. Kahvesine şekerini döktü ve el yordamıyla bulduğu kaşığıyla karıştırdı kahvesini. 

Birisi gelmişti. Bir sandalye çekildi yanına. Parfümün kokusunu az önce duymuştu. Garsona aitti bu koku. Garson, kadının tam karşısına oturdu. “Şu an tam karşındayım.” dedi. Kadın gülümsedi. “Merhaba garson. Karşında oturduğunu biliyorum. Bir elin de masada. Ayağını sandalyeye yasladın şimdi de.” Garson, şaşkınlıkta baktı uzun bir süre. Konuşmadı. Kadının gerçekten kör olmadığını düşündü bir an. Sanki her şeyi görebiliyordu. Sanki, normal insanlardan bile daha güzel görüyordu. 

Kadın kahvesinden bir yudum aldı. “Neden karşımdasın?” dedi. 

“Tanımak için.” dedi adam.

“Neden?” dedi sessizce.

“Sadece istiyorum, tanımayı.” dedi adam. Kadın arkasına yaslandı. Saçlarını düzeltti. 

“Benim gibi birini tanımana gerek yok.” dedi. 

“İstemiyorsan” dedi ve kalktı gitti adam yanından.

Kadın üzülmemişti. Ne düşüneceğini bilemiyordu. Herkes aynıydı sanki. O da gitmişti işte. Engelleri yüzünden, kendisinin yaratmadığı engeller yüzünden, kalkıp gitmişti. Araba kazasında kaybettiği gözleri yüzünden. 

Kadın kalktı ve gitti kahveden. Bir daha buraya gelmeyecekti. 

-

Sokakta yürüyordu, aynı kadın. Etrafından giden insanlar geri çekiliyorlardı, o geçsin diye. Kendini kötü hissediyordu. Diğer insanlara yaptıkları gibi, ona da çarpmalarını istiyordu kadın. 

Bir koku duydu. 2 ay önceki garsonun kokusuydu bu. Kadın olduğu yerde durdu ve “Merhaba.” dedi. Adam birden şaşırdı ve ona baktı “Merhaba.” dedi. O garsondu. İşten kovulmuştu. Şimdi de aynı sokakta karşılaşmışlardı. 

“Şaşırdım.” dedi kadın.

“Ben de öyle.”

“Tanışmayı gerçekten istiyor musun?” dedi sessizce.

“Elbette.”

Kendilerini bir kafede buldular. Yol boyunca birbirlerine kendilerini anlatmışlardı. Sonunda da oturup bir kahve içmeye karar verdiler. Kadın bir piyano sesi duydu burada. Gülümsedi. 

-

Kadın evinde piyano çalıyordu. Aynı kadın. Sessizce giren adamı fark etmemişti, piyanosuna dalmıştı. Çaldığı parça bitince, bir alkış sesi duydu. Önce korktu biraz. Adam “Harikaydın.” dedi. Kadın, “Beraber çalalım.” dedi. Adam kadının yanına oturdu. Çalmaya başladılar. Gülümsedi kadın “Bir garsona göre gayet güzel çalıyorsun.” dedi ardından. Adam gülümsedi “Seni sevdiğim kadar güzel çalıyorsun.” 

-

Gitmişti işte. Kendisini seven tek insan gitmişti hayatından kadının. Yaptıkları şeyleri hatırladı kadın. Dudaklarının nasıl kıvrıldığını bilmiyordu gülümsediğinde. Gözlerinin nasıl ışıldadığını da bilmiyordu. Ama onu seviyordu. Hissediyordu kadın bunu. Adam, geride bıraktığı gözyaşlarıyla, gitmişti dünyadan. Bilinmeyen bir yere. Bilinmeyen… Ölmeden bilinmeyecek olan. Kadın piyanoya uzandı. Kendi bestesini yapmaya başladı. Adamın dokunduğu notalara dokunarak…

(Source: pijamalizurafa)

demirparmakliklar:

Gözleri, gözlerine değer ve rüyaya girersin işte. Kafanda bir çok şey dolanır, gözünü üzerinden çekince de hepsini unutursun sen. 
Söylenecek daha fazla söz yoktur, seversin işte. Her bir yerini ayrı seversin. Sürekli onu incelemeye kalkarsın, ama en kötüsü, hiçbir şey yapamazsın sen ona. Sadece, bakarsın uzaktan.
Gidip, ellerini tutmak ister için, sarılmak, öpmek, koklamak ister. Ama yapamazsın.
Arkadaşlarının yanında en cesur olarak bilinen sen, onun önünde bir hiç olursun adeta. Sadece seversin en basitinden, uzaktan, seversin. 
Aşk, masallarda anlatıldığı gibi her zaman karşılıklı değildir, bir an için prensese dönüşemezsin, seni gören prens de sana aşık olmaz. Mutlaka birine aşıksındır, o da sana aşık değildir. Sonunda da, sana aşık olan herhangi birinde bulursun umudu, ama ne fayda. O, seni sevse bile öbürünün yerini tutamaz ki.
Gözlerin, neler anlattığını bilmek gerek derler, gözlerin, ona çok şey anlatır, ama bu onun farkında bile değildir. Gözlerini dinlemiyordur o senin, seni dinlemiyordur. 
Onun da aşık olduğu birisi vardır işte, en çok da bu can yakar. 
Onu anlatmak istersin, anlatamazsın işte.
Mesela, o benim için radyoda dinlemekten bıkmadığım şarkı, dersin. O benim için, kitabımın son sayfası dersin. O benim için, her an solabilecek bir çiçek, dersin. O benim için, aldığım son nefes, dersin. 
Ama anlatamazsın onu, kelimelere sığmaz, dersin.
O, dersin, işte bomba geliyordur, aşık olduğum insan, dersin…

demirparmakliklar:

Gözleri, gözlerine değer ve rüyaya girersin işte. Kafanda bir çok şey dolanır, gözünü üzerinden çekince de hepsini unutursun sen. 

Söylenecek daha fazla söz yoktur, seversin işte. Her bir yerini ayrı seversin. Sürekli onu incelemeye kalkarsın, ama en kötüsü, hiçbir şey yapamazsın sen ona. Sadece, bakarsın uzaktan.

Gidip, ellerini tutmak ister için, sarılmak, öpmek, koklamak ister. Ama yapamazsın.

Arkadaşlarının yanında en cesur olarak bilinen sen, onun önünde bir hiç olursun adeta. Sadece seversin en basitinden, uzaktan, seversin. 

Aşk, masallarda anlatıldığı gibi her zaman karşılıklı değildir, bir an için prensese dönüşemezsin, seni gören prens de sana aşık olmaz. Mutlaka birine aşıksındır, o da sana aşık değildir. Sonunda da, sana aşık olan herhangi birinde bulursun umudu, ama ne fayda. O, seni sevse bile öbürünün yerini tutamaz ki.

Gözlerin, neler anlattığını bilmek gerek derler, gözlerin, ona çok şey anlatır, ama bu onun farkında bile değildir. Gözlerini dinlemiyordur o senin, seni dinlemiyordur. 

Onun da aşık olduğu birisi vardır işte, en çok da bu can yakar. 

Onu anlatmak istersin, anlatamazsın işte.

Mesela, o benim için radyoda dinlemekten bıkmadığım şarkı, dersin. O benim için, kitabımın son sayfası dersin. O benim için, her an solabilecek bir çiçek, dersin. O benim için, aldığım son nefes, dersin. 

Ama anlatamazsın onu, kelimelere sığmaz, dersin.

O, dersin, işte bomba geliyordur, aşık olduğum insan, dersin…

About:

Anlatacak bir hikayem yok.
Arzu. 14. İstanbul.

Following: